EY YOLCU

Gitme, ey yolcu, beraber oturup ağlaşalım:
Elemim bir yüreğin karı değil, paylaşalım:

Ne yapıp ye’simi kahreyleyeyim, bilmem ki?
Öyle dehşetli muhitimde dönen matem ki!..
Ah! Karşımda vatan namına bir kabristan
Yatıyor şimdi…Nasıl yerlere geçmez insan?
Şu mezarlar ki uzanmış gidiyor, ey yolcu,
Nereden başladı yükselmeye, bak, nerde ucu!

RENKLER

Kırmızılarım vardı benim
Siz karaya bulamadan önce
Yeşillerim açardı ilkbaharda
Siz kar yağdırmaya kalkmasaydınız
Mor bir menekşe kırmızı bir karanfil aşkımı anlatırdı siz onları dalında bıraksaydınız
Siyah ve beyazlarda değil grilerimde yüzerdim ben içine kolera katmasaydınız
Adı maviye çalan bir aşkım vardı benim
Turuncu bir hayatın ortasındaydım
Beyaz caddelerimde insan teni renklerimle dolanmaktaydım
Renklerimi almasaydınız…

ÖMER KÖSE

ZOR YILLAR

Acılardan bir türkü düşünce yüreğime
Yetmiyor sevda sözleri yaralanmış ömrüme
Sığınaklar aramak kederli şarkılarda
Biraz daha yitip gitmek yıpranan dostluklarda

Yaralayan sözler gibi
Bilinmeyen izler gibi
Birbirini gözler gibi
Zor, zor yıllar

Uykusuz gecelerde sarıveren kaygılar
Kuşkuyla gözlediğim o ölüm dolu sokaklar
Eksildi ömrümüzden umut dolu o yıllar
Siz miydiniz bizler miydik yorgun düşen kuşaklar

SEZEN AKSU

Hande Yener - Hoşgeldiniz

Eskidendi Çok Eskiden - Sezen Aksu

İstanbul Hatırası - Sezen Aksu

Kaç kopyayız biz..?

Hiç düşündünüz mü orjinal kişiliklerinizden

Kaç kopya çıkarılabileceğini?

Kaç farklı hayatı birarada yaşadığınızın far­kında mısınız?

İstemeden yaptıklarınız isteyip yapamadıklarınız, gündüz yapıp gece pişman oldukları­nızla nasıl çaresizce baş­ka başka dünyalara doğ­ru kanat çırpmaya

çabaladığınızı farkediyor musunuz?                  

Bir dost nikahının or­tasında birden bastıran hüznün, bir büyüğün ce­nazesinde karşılaştığı­nız eski bir sevgiliyle çı­kagelen coşkunun, sizi nasıl kopya kopya çoğalttığını ve tek bir sizden ne çok sizler yarat­tığını biliyor musunuz?                             

Sınırlı bir hayatı çabucak tüketmek için dörtnala koşturup dururken, bir an olsun, durup, geride kaç farklı ayak izi bıraktığımıza dikkat ediyor musunuz?                         

Halen sinemalarda gösterilen “Multipli city” (Dördümüze Bir Eş) işte bu sorulara ya­nıt arıyor. Filmin kahramanı (Michael Kreaton) çağdaş bir hastalığın kurbanı; işinden başını kaldıramayan, oradan oraya koşturmak­tan ne evine, ne sevdiklerine zaman ayıramayan ve sonunda hiçbirşeyi doyasıya yasayama­dan bitkin düşen bir “işkolik”…

Bu çıkmaz sokakta debelenip dururken in­sanların benzerim üretmeyi başarmış bir genetik araştırmacıyla tanışıyor ve kendisinden bir kopya çıkarttırıyor. Böylece işine aslını, evine kopyasını göndererek durumu idare ediyor. Ancak zamanla bu da yetmez oluyor. Kopyalar önce üçe, sonra dörde çıkıyor. So­nunda aynı adamdan, çılgın, serseri, evcil, iş­kolik kopyalar türüyor.

Yönetmen Harold Ramis, güncel bir sûru­nu sinema teknolojisinin de yardımıyla ve mizahi bir dille perdeye taşırken, çağdaş İnsanın iç dünyasındaki kimlik krizini ve karmaşayı da olanca çıplaklığıyla sergiliyor.

Senaryoya bakınca sormadan edemiyorsu­nuz:

Sahi kaç kopyayız biz?                     

Aynı beden içinde kaç farklı ruh halini aynı anda yaşayıp, kaç farklı kişiliğe bürünebiliyoruz?

Bu kişiliklerin hangisi biziz, hangisi fotoko­pimiz?

James Bond filmlerindeki kibar, yakışıklı ve aynı zamanda da güçlü İngiliz salon erkekle­rini hayran hayran izleyen kadın mı size daha yakın, yoksa motorsikletli bir James Dean serseriliğine tutulup maceralar özleyen mi?

Ne zaman Maryl Streep’in çehresindeki duruluğun ve gizemin büyüsüne kapılıp din­gin hayatlar hayal ettiğinizi, ne zaman herşeye boşverip Madonna’nın isyana ve günaha çağıran sesine koştuğunuzu kendinize itiraf edebilir misiniz?   

Huzurlu bir dağ başında sadece ırmak şırıl­tısı ve kuş sesleriyle sakin bir hayatı düşleyen bıkkınlar mısınız, yoksa deniz kenarında bile televizyonlarım ve cep telefonlarını elinden bırakamayan gönüllü kent mahkumları mı? Ya aynı anda ikisine birden özenmenizi nasıl açıklayacaksınız..?

Hangi kopyanız “Kaçıp gidelim uzaklara diyor, siz sıkı sıkıya bu topraklara bağlı dururken…

Üfürükçülük adı altında bastırılmış içgüdü­lerinden cinsel fantaziler üreten din adamla­rını, ölümcül hırslarını sahte bir gülücükle maskeleyen siyaset ikonalarını, maçlarda bi­rer küfür mitralyözüne dönüşen kibar işa­damlarını görünce sistemin ne çok kopya ürettiğine şaşıyor musunuz?

Kinler, sevgiler, öfkeler, kahkahalar ve göz­yaşlarıyla örülmüş, çok kopyalı bir hayatı na­sıl kendinize bile söylemeye cesaret edemedi­ğiniz bir tür iki (üç-dört..?) yüzlülükle yaşayıp gittiğinizi farkediyor musunuz?    

Her akşam haberlerin karşısında genç me­zarların ardından gözyaşı dökerken, sonra nasıl birden unutup kendi bencil dünyanıza çekilebiliyorsunuz?                      

Resmi bir toplantının ortasında, aklınızdan masanın üzerindeki kalın raporun sayfaların­dan oyuncak uçaklar yapıp, tek tek aşağı at­mak geçerken hala büyük bir ciddiyetle kös kös oturuyor olmanızı gülümseyerek mi ha­tırlıyorsunuz, üzülerek mi..?

Aklınızdan geçeni yapamamanın, ruhunuz kopya kopya çoğalırken asıl hayatı tek kopya olarak tüketiyor olmanın bedelini biliyor mu­sunuz?

Kopyalarınızı, orjinal kimliğinizle konuştu­ruyor musunuz hiç…?

İçinizdeki canavar, ruhunuzdaki melekle hesaplaşıyor mu?

Hangisinin ne zaman, nasıl ortaya çıkacağı­nı denetleyebiliyor musunuz?

Siz kopya sandıklarınızın bir bileşkesi misi­niz, yoksa kopyalarınız da aslınıza mı benzi­yor?

Bilmeden her kopyada aslınızı yeniden mi üretiyorsunuz?

Göçüp giderken ardınızda kaç asıl, kaç su­ret bırakacaksınız?

Kaçının hatırlanmasını isteyecek, kaçından utanacaksınız?

Sahi, kaç kopyasınız siz…?

Hangisi sizsiniz, hangisi fotokopiniz…?

CAN DÜNDAR

HAYAT DEVAM EDiYOR

Küçücük yeni odamın kapı karşısındaki duvara paralel duran kanepesinde ayaklarımı uzatmış, karşımdaki açık pencereden gelen hafif rüzgar ve kuş sesleri eşliğinde dizimin üstündeki bilgisayara kelimeler yazıyorum.

 Biraraya geldiklerinde bir anlam bütünü oluşturan ve duygularımızı ifade eden, ortaya çıktıkça içimizdekileri açığa çıkaran, her halleriyle bizden izler taşıyan kelimeleri yazıyorum.

Kelimeler ortak bir dil unsuru olmasına rağmen nasıl telaffuz ettiğimize, hangi diğer kelimelerin yanında, önünde ve arkasında kullandığımıza, hangi yan anlamlar kattığımıza göre özelleşiyor ve aynı kelime milyonlarca insanın ağzından veya kaleminden çıkarken milyonlarca tür, şekil ve anlama bürünebiliyor.

“Konuş ki seni görebileyim” diyen İngiliz atasözü bunu ifade ediyor sanırım.

Yağmurun anlamı, damlanın anlamı, insanın anlamı, çiçeğin anlamı yerden yere, kişiden kişiye, zamandan zamana çok değişik haller alıyor.

Gurbet anlamını değiştiriyor zamanla. Doğduğun yerden ayrılmakken bir zamanlar, sonra rahat olduğun yerden ayrılmak anlamına geliyor. Başka bir zaman da dostlarından, kendini rahat ifade edebildiğin, kelimelerin hemen her türlüsünü yanlış anlaşılmak kaygısından azade olarak kullanabildiğin dostlarından ayrılmak gurbet oluyor.

Dostluk, ortak kelimeler varsa dostluk oluyor aslında. Aynı seslere aynı anlamları yükleyebiliyorsak dost olmuşuz anlamına geliyor. Aynı espriye gülebiliyorsak, aynı kelimeler aynı önemi ifade ediyorsa, aynı şarkı sözleri titretiyorsa kalplerimizi, aynı kavramları anlamak etrafında dönüyorsa bazı konuşmalar, aynı eşya isimleri aynı görüntüleri canlandırıyorsa zihnimizde, dostuz demek oluyor bütün bunlar.

Ve gurbet, kelimelerin yetim kalması demek oluyor.

Önceden nice anlamlar yüklediğimiz kelimeleri şimdi kullandığımızda o eski anlamı anlayacak insan yoksa etrafımızda, gurbete düşmüşüz demektir bir süredir.

Kelimeler, kavramlar ve anlamlar inşa etmek kısa zaman almıyor; emek istiyor, arkadaş istiyor, zaman istiyor.

Ve yeni bir yere gitmek, yeni emekler, yeni insanlar, yeni mekanlar getiriyor.

Saat aynı saat, güneş aynı güneş, insan aynı insan, su aynı su, hava aynı hava, hatta biz belki aynı biziz; ama kelimeler aynı kelimeler değil artık. Sahip olduğumuz bazı kelimelerin anlam formlarını yeniden şekillendirmemiz, yeni emekler vermemiz ve yeni yorulmalar sergilememiz gerekiyor.

Önceden size bakınca bazı anlamlara gelen ve o anlama gelmesi için de bir süre geçmesi gereken hareketlerinizin, yeni bir yerde yeniden aynı veya benzer süreçlerden geçmesi gerekiyor.

Pencereden gelen kuş sesleri farklılaşıyor şimdi. Başka kuşlar var havada uçan. Başka sesler var bana seslenen. Güneşin açısı değişiyor her daim. Vücudum değişiyor, ruhum başkalaşıyor.

Ben artık eski ben değilim.

Yeni bir ben çıkıyor ortaya. Bir açıdan, yaşananlardan dersler çıkarmış ve yeni kararlar almış bir ben; başka açıdan, bazı konularda yorulmuş ve artık o konularla meşgul olmak istemeyen bir ben; diğer bir açıdan, bazı konularda aslında daha farklı da düşünülebileceğini, daha farklı da hareket edilebileceğini fark etmiş bir ben. Zaman kelimesi, mekân kelimesi benim için başka çağrışımlarda bulunuyor artık. Evlilik-bekârlık, gençlik-yaşlılık, olgunluk-cahillik, bunların zihnimdeki karşılıkları farklı haller almaya başlıyor.

Kuşlar hala ötüyor, arabalar hala bir yerlerden bir yerlere akıyor, insanlar hala gelişiyor, değişiyor, ben hala yeni şeyler yaşıyor, yeni şeyler görüyor, yeni kelimeler duyuyorum. Ağaçlar hala çiçek açıyor, canlılar hala yaşam mücadelesi veriyor. Devamlı bir akış içinde bulunan bu hayatta durmak isteyenler pek huzurlu olamıyor. Akışı yavaşlatanlar mutlu bırakılmıyor. “Artık yeni şeyler söylemek lazım” diyen, belki de bunu göz önünde bulunduruyor.

Kontrolü elden bırakmamak gerekiyor bu yüzden;

Çünkü hayat devam ediyor…

EMRAH ÇELİK

DÜŞÜNCE

İstesen de
Yok desen de
Kan misali dolar yüreğine
İliklerine damarlarına
Sen gibi sen onu bilmesen de

İstesen de
Yok desen de
Düş misali bir an gözlerinde
Islanır bir şey
Yutkunursun
Sarılır boynuna hissetmesen de

Gel demek bu kadar mı kolay
Git demek bu kadar mı kolay

Gün gelir istekler ihtiraslar insanı boğar

İstesen de
Yok desen de
Her suçun hesabı var yüreğinde
İliklerinde damarlarında
Sen gibi
Sen onu bilmesen de
Sevmenin de
Sevilmenin de
Bir bedeli var aşar tenimizi
Duygularına dur desen de
Susturmak ne mümkün düşüncemizi

İstesen de
Yok desen de
Mutsuzluğu böyle aşamazsın
Besliyor sevgi varlığımızı
Sevgiyi hafife alamazsın

sezen aksu

Gülay - İstanbul Ağlıyor


TAKVİM

Yıllar mı hızlandı yoksa?
Ne çabuk geçiyor upuzun günler geceler
Daha dün gibi derler ya hani
Meğer herkes kurarmış böyle cümleler…

Vakit geçmek bilmezdi oysa
Hangi ara koptu yaprak yaprak takvimler?
Akarken biriktir derler ya
Kasam boş, kalbim kırık, elde yine hüzünler…

Pişman çok pişmanım esasen
Ama çok korkuyorum ya reddersen
Gururdan mı nedendir artık
E sen gel kendini alt edersen

Evimi ocağımı, yuvamın sıcağını
Yarimin kucağını bıraktım
Her günahın tadına, dünyanın batağına
Batacağım kadar battım…

Meğer herkes tanışıyormuş birgün
Mutlaka gerçeğin ta kendisiyle
İnsan buna da alışıyormuş
İnsan dayanıyormuş bütün gücüyle

sezen aksu

ANLADIM

Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..
Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..
”Sana ihtiyacım var, gel ! ” diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ”git” dediğimde anladım..
Biri sana ”git” dediğinde, ”kalmak istiyorum” diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil, ”affet beni” diye haykırmak istemekmiş pişman
olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..
Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş…

CAN YÜCEL

BİLE BİLE

Bir arada olabilmek ne mümkün
Bir arada kalabilmek
İmkansız
Seneler alıp gitmiş
Ne var ne yoksa herşeyi
İnanılmaz değişen ben miyim
İnanılmaz bu yabancı da kim
Sen misin böyle uzak
Veda sözleri söyleyen
Geri dönmek inan işten değil
Hani var ya tutamazsın kendini
Bir ümitle ya olursa dersin hep
Bile bile herşeyin bittiğini
Sonradan kor sonradan kor
Ayrılıklar an be an
Akıp gider zaman sana
Aldırmadan

Sezen Aksu

çınar

koşmak istersin,yorulunca yürümek,oturmak istersin son bahar da bir çınar ağacının altında,yaprak hışırtılarını toplarsın yüreğinde,dökülmüşlüğün resmini taşırsın içinde,sararmış ruhun ellerindedir her zaman.gittiğin yere onuda götürmek istersin,şarkılar dinlersin,güz şarkıları,ayrılık haykıran,özlem için ağlayan,kışın beyaz mutsuzluğunun habercisi güz şarkıları mırıldanırsın o yaşlı çınar ağacının altında.oturduğun bankın çilekeşliğini hissedersin yüreğinde,kimbilir kaç aşık çiçek açtı üzerinde,kaç aşklar eskitti,kaç ayrılık biriktirdi,kaç yalnızlık çekti kim bilir…içlenir durursun düşündükçe.üzerine yazılar yazdığın çınar ağacına bakarsın,imrenirsin görmüş geçirmişliğine,aşkına da şahittir,mutluluğuna da ayrılığına da gözyaşlarına da…saygı duyarsın ulu çınara…her şeye rağmen sessiz kalmasına da imrenirsin…üzerinde taşıdığı heybetli dalları değildir diye düşünür,görmüş geçirmişiliğini yaşadıklarında anlarsın…

Sen aşkımdan vazgeçme - Leman Sam

Taşırım ben hasretin yükünü
Acılarım koynumda sır gibi
Açarım baharda çiçek gibi
Dolarım içine gün gibi

Yeter ki sen üzülme
Kendine dert etme
Varsın uzasın yollar
Sen aşkımdan vazgeçme

Yeter ki sen üzülme
Kendine dert etme
Seni bir ömür beklerim
Sen aşkımdan vazgeçme

Karışır hüzünlenirim sen aldırma
Susar dillerim yanarım ben aşkınla
Karışır hüzünlenirim sen aldırma
İçimde taşırım sesini hala

Saklanma - Yoncalodi

Saklanma anılar ardına sakın
Anılar şeffaftır sen görünürsün
Bir de ben arkamdan ışık alırsam
Beni olduğumdan büyük görürsün

Saklanma saklanma çıkmaz o sokak
Saklanma bir duvarla son bulacak
saklanma saklanma bu muydu o aşk
Saklanma bu aşka yazık olacak

Saklanma şarkılar içine sakın
söylenir söylenir de bıkılırsın
Bir şarkı bir şiir olsan
Mısralar devrilir de yıkılırsın

Merhaba

merhaba arkadaşlar uzun zamandır net kullanmıyordum,bundan sonra yeni yazılarla kaldığım yerden devam edeceğim
görüşmek üzere

BEKLEMEK

beklemek nedir bilirmisin
kapı önünde saatlerce
sevinçle
heyacanla
için içine sığmaz
şaşırırsın ne yapacağını
nasıl vakit geçer bilmessin
yüreğin gelecek birazdan

çay içmek en güzel yerde
çayda kendini bulmak
boşluktan azad olmak
şeker gibi erimek
yüreğinin gözlerinde

fotoğraf çekmek
aslında kendini konuşturmak
bak içimdeki kareler bunlar
‘’sen herşeyimsin”
yüreğim canım

yürümek susarak
konuşmadan
sessiz geçen gemilerin
yükünü sırtında hissederek
yüreğim canım

beklemek
ölümü elele
gözgöze
saatlerce
ne konuşayım
bak gözlerim konuşuyor işte
canım yüreğim

Zindandakişair

VURDUMDUYMAZ GÖLGELER

sustum
kendime döndüm
sessiz ve kör topal
gece pusuda

yürek yanarmış
kim nerden bilir
derman bulunmazmış
kim nerden bilir

sus rüzgar sen konuşma
sen getirdin tüm düş kırıkları

dilimde nedamet
dizlerim takatsiz
gözlerim ışıksız
misali böyle yüregimin

avuçta kalan hazan
dert tasa keder
kardeş bilirim artık
en vurdumduymaz gölgeleri

Zindandakişair

Sükut-u Hayal - NEV

Ne baslayabildik dogru dürüst
Ne de bitirebildik
Ne vazegecebildim
Bilirsin beni
Ne de anlatabildim

Ah bu ask iflah etmez beni
Onunsa umrunda
şarkı sözleri
degil
Biliyorum
Zaman sen diyorlar caresiz
Gec de nasil gecersen
Gec bildigin gibi

Ah su gönlüm hic kimseyi böyle sevmedi
Hic kimseye böylesine yenilmedi
Ne yapsam ne söylesemde degismedi
Al dedim vur demedim ki

Ayakta hislerim
Dilimde dügümler
Söz gecmiyor kendime
Mecalim yok
Anlat diyorsun ya
Bendeki usul kiyameti

Hani birisi daha cok sever ya
Bizimkisi o misal
Meger o vefasiz coktan gitmis
Gel de anlat kendine
Gel de anlat ellere

Ah su gönlüm hic kimseyi böyle sevmedi
Hic kimseye böylesine yenilmedi
Ne yapsam ne söylesemde degismedi
Al dedim vur demedim ki

Kirilmis gururum
Hic aman vermiyor
Ne söylese hakli
Isin asli bende sakli

ACILAR PARKI

Toprağı kokladım
Alışkanlıklarım yağmur sesi
Gitmek kolay değil dedim… kendime
Düşündüm

Hatırladıklarım beni geri çevirdi…
Yaşamak zor gelir bazen bilirsin
Susmak bir gidişi kabullenmek
Görmek kolay dedim… kendime
Sustum

Yanlışlıklarım beni büyüttü…
Geride bıraktığım acılar parkı
Yalnızlıklarıma sahne oldu
Oynamak kolay değil dedim… kendime
Yoruldum

Arkadaşlarım beni bende vurdu…
Uzandı ellerim çocukluğumun koynuna
Aradım kendimi kiraz ağaçlarının altında
Unutmak kolay değil dedim… kendime
Ağladım

Avucumda otuzdört yaşım
Dudağımda şarkım
Oturup söyledim sabaha kadar
Oturup ağladım sabaha kadar…

Düş Sokağı Sakinleri

ACILAR YUMAĞI

toz duman sevdam
elimde kalan bir kaç hatıra
duvara çarpan parçalanmış yürek
uzaklardasın
uzaklardasın
bilmediğim yerlerdesin

bilirmisin
yalnız kalmayı
zindanda yaşamayı
dokunamamyı
sadece gözlerine bakmayı

akıyor zaman
ben tutuklu
yılmışım
kırılmışım
kanatlarım sana çırpar umutsuz

acılar yumağı sevdam
bir o kadar yetim
bir dua kadar masum içten
sen kimsin
ben kimim
kimiz biz
ikimiz

derin konular
geceyi vuran bakışlar
doğdum ölecem şimdi yalnızlık ağıtıyla
bir bahar yaşamadım güzler kıyısında
sen nerdesin kimlerlesin
ben kimim sen kimsin

Zindandakişair

ESKİDENDİ ÇOK ESKİDEN - MURATHAN MUNGAN

Hani erken inerdi karanlık,
Hani yağmur yağardı inceden,
Hani okuldan, işten dönerken,
Işıklar yanardı evlerde,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani ay herkese gülümserken,
Mevsimler kimseyi dinlemezken…
Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani hepimiz arkadaşken,
Hani oyunlar tükenmemişken,
Henüz kimse bize ihanet etmemiş,
Biz kimseyi aldatmamışken,
Eskidendi, çok eskiden.

Hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken,
Hani körkütük sarhoşken gençliğimizden,
Daha biz kimseye küsmemiş,
Daha kimse ölmemişken,
Eskidendi, çok eskiden.

Şimdi ay usul, yıldızlar eski
Hatıralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden
Geçen geçti,
Geçen geçti,
Geceyi söndür kalbim
Geceler de gençlik gibi eskidendi
Şimdi uykusuzluk vakti.

Çok Şey mi İstedim….

kaçmak ister gibi,
uçmak ister gibi,
ölmek ister gibi…
hayatı yaşamak
derinliklerde kaybolmak
gönüllerde yaşamak
iz bırakmak
iz olmak
dost olmak,yolcu olmak
yar olmak,yaren olmak

istedim
çok şey mi istedim

kaçtım,kovaladım yoruldum
sendeledim,düştüm süründüm
istedim arzuladım bekledim
sustum dinledim sabrettim
isyan ettim,inkar ettim
olmadı
çok şey mi istedim..

Kurşuni Renkler - Sezen Aksu

Bir sabah saçlarımı okşayıp da rüzgar
İzlerini sürüp de gidecek beyaz beyaz
Ve güneş aynaya baktığımda çizgilerden
Yeni bir yüz gösterecek üzülerek biraz
Yok olmaz erken daha
Biraz geç kalın ne olur
Hiç hazır değilim henüz
Ne olur baharlarımı bırakın bir süre daha
Tanıdık değil bana güz
Yok olmaz dur
Dur gidemezsin
Gözlerimin rengi dur
Bulutlara dönemezsin
Yok alamazsın
Beni deli zaman
Ömrüme o kurşuni renkleri süremezsin
O gün başka renkte ağaracak biliyorum
Ve zorla değil ya o rengi hiç sevmiyorum
Ne olur sanki biraz daha zaman verseniz
Yıllar öfkenizi hiç mi hiç anlamıyorum

MÜkemmel bir Sezen Aksu şarkısı…mutlaka dinleyin…

http://www.youtube.com/watch?v=7LOqW-cf8Cs

Sonraki Sayfa »